29 Ocak 2016 Cuma

Anılar üzerine...

Anılar...
Her an taze ve asla silinmeyecek güzel anlar olarak beynimizin bir kısmında duruyor..
Duruyor, çünkü her an bizi ziyaret etmeyi bekliyor...
Tıpkı davetsiz bir misafir gibi..
Her alan kapınızı çalacak gibi...
Ya çok soğuk bir akşamda ya da bir bayram ziyaretindeki gibi...

***

Neden mi bunları yazdım... Sebebi açık.. Gördüğüm bir dizideki anne ile kayıp kızının buluşma sahnesi...

Şöyle bir düşündüm de acaba kaç çocukluk anımızı hatırlıyoruz...
Ya da hatırlamamak için onu tozlu raflara kaldırdık...
Ama bilmiyoruz ya da düşünmüyoruz o anılar o kaldırılan tozlu raflardan yeniden hayat bulacak..
İşte o anılardan biri şu an hayat buluyor bende...
Hadi hatırlayalım....

***

Bu anı bir dede ile torunun bir hikayesi...

Bir torun düşünün ilkokul çağlarında...
Hafta içi her gün okula gidip geliyor evine..
Ödevlerinden önceki durak dede ile ninesinin evi...
Nedenleri çok..
Orada çok mutlu, huzur buluyor..
Ama önemlisi sevildiğini hisediyordu..

Bir bahar sabahıydı..
Yılın 365 gününden biriydi..
Torun yine okul yolundaydı.  Ama dönüş..

Köşede duran zeytin ağacı asırlık..
Keşke dili olsa da konuşssa dedim aniden..
Ama nafile.. Birden tüm hayaller yok oldu ve gerçekler ortaya çıktı..
Yani anılar...

Okul dönüşü torun otobüsten inerek doğruca evin yolunu tuttu.
Çünkü acıkmıştı..
Ve aklında her zaman olduğu gibi 'Acaba ne yemek vardı'
Anladığınız üzere tombul bir torundu..

Yemekler yendi, ödevler yapıldı..
Vakif akşam üzeriydi...
Ansızın torunun aklına bir soru takıldı..
'Acaba annem ve babam beni neden sevmiyor?" diye...
Neden mi
Çünkü torun dedesini daha çok görüyordu..

 O akşam işte kararını verdi torun...
Okul dönüşü çantasını toplayıp, dedesinin yanına taşınacaktı..
Yani aynı sokakta olan ve iki kapı sonra olan eve...

Herkes o akşam evde uykuya dalmıştı..
Torun uykudan uyanmıştı.
Çabucak buzdolabını açmış ve iki elma alarak beslenme çantasına yerleştirmişti.
Çünkü sabah olması için heyecanlanıyordu...
İlk okula gidecek, sonra da eve gelince önceden hazırladığı beslenme çantasını alıp dedesinin yanına gidecekti...






Son ders zili çalmıştı..
Koşarak otobüse koştu ve en ön sırada yer alan koltuğa yerleşti.
Eve gitmek için sabırsızlanıyordu..
Çünkü mutlu ve huzurluydu..
En önemlisi seviyor ve seviliyordu..




Evet.. Otobüs durağa geldi..Çok heyecanlıydı torun..
En ön sırada olduğunu unutmuştu ve acele bir şekilde ayağa kalkmıştı..
Ama son anda otobüsün ilk sırasında olduğunu anımsadı..


Büyük bir gururla otobüsün basamkalrından indi..
Sonra da çabucak eve koştu..
Annesi evdeydi ve ona 'Hoşgeldin canım oğlum' dedi..
Ama bu söz onu kaçış planından vazgeçtirmeye yetmedi.


Yemek faslı bitmişti.. Anne oğluna 'Ödevin var mı?' diye sordu.
Oğlu ise 'Yok' demişti.
Sonra çabucak odasına koştu..
En sevdiği mantosunu ve atkısını aldı..
Beslenme çantasının yanına koydu..
Annesinin evden çıkmasını bekliyordu..

Ve beklenen oldu..
Çocuk bir hızla yatağının altına sakladığı beslenme çantası ile manto ve atkısını aldı.
Çabucak ayakkabılarını giydi, çantasını da sırtına astı..
Koşarak dedesinin evine gitti..
Ama gördüğü o manzara karşısında şok olmuştu..
Neden mi..
Annesi, dedesi ve anne annesi hep birlikte oturup, kahve içiyorlardı..
Anne oğlunu karşısında görünce, 'Yolculuk nereye oğlum' dedi..
Oğul ise 'dedemin yanında kalacağım bundan sonra' dedi...
Herkes ona çok gülmüştü..
Ufaklık kendince bir kahramanlık yapmıştı..
Ama mutlu sonla bitmeyen, hayallerini yıkan bir sondu..


Bunları neden yazdım bilinmez...
Ama güzel, sevgi kokan anılar her zaman bir yerlerde yaşandı, yaşanıyor ve yaşanacak..

İçinde sevgi olan herşey güzel ve unutulnazdır...




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder